AYAKİZLERİNİ BIRAKANLAR
GEZİ ANILARI
GRUP ÜYELERİNİN SAYFALARI
LİNKLER
HAVA TAHMİN
E-POSTA
KİTAP/YAYIN
ANA SAYFA-MENU

 


 

 

 


 

 


Bu sayfalar ile ilgili soru ve yorumlarınzı info@ayakizleri.org adresine gönderebilirsiniz

Bu sayfalardaki yapılan grafiksel çalışmalar, resimler ve yazılar ayakizleri grubuna aittir ve izinsiz kullanılamaz.



 
 


"Akıllara Zarar " bir Parkur

Geçtiğimiz 3 kış sezonu boyunca , Kapıormanlar Yaylalarını boydan boya yürümüştük ve Sakarya'dan Bolu'ya geçmiştik , dağlardan.Bu kış da niye olmasın diye düşündüm , yok bayramdı yok Abant'tı , iyiden iyiye paslanmıştık , 11 Şubat cumartesiye karar kıldım , hava raporları da lodosu müjdeliyordu .Çağrılarıma 14 ayak izi yanıt verdi ve küçük bir grup olarak doluştuk , Süleyman kaptanın aracına. Hatta kimi ayak izleri , Cuma akşamı arayıp gidip gitmeyeceğimizi dahi sordular , hava o denli kötü yani İstanbul'da. Günlerdir yağan kar seyrelmiş ama yeni bir soğuk hava dalgası batıdan tekrar geliyor , lakin biz ise bu havanın ulaşamayacağı kadar uzağa , doğuya gidiyorduk.
Parkurun başlangıcı , Sakarya ili Taraklı ilçesi Dışdedeler köyü kırsalındaki Karagöl sapağı. Geçen hafta , Hasan ile konuştuğumda tam da bu sapaktaki çeşmeye kadar araba ile çıkabildiklerini söylemişti , yaklaşık bir haftadır da hava lodos , rahatça çıkarız diye düşümdüm. Ali Fuat Paşa'yı özlemişiz , esnaf da bizi.Kentten geç çıkmamıza karşın kaptanın seri direksiyonu ile vakitlice köye vardık , bir araç trafiği sorma gitsin , komşu köyde cenaze var , diğer köylüler traktör ve kamyonetler ile oraya gidiyor. Yollar buz tutmuş , kah kayarak kah bir rampada traktörün yardımını alarak emin bir şekilde vardık , sapağa.
Saatler 11.30 'u gösteriyordu ve biz "at inmiş" tik , yaklaşık 3 yıldır kullanmadığım hediklerimi taktım ayağıma , kar kalınlığı yarım metreden fazla idi. Baktım önden giden aceleci grup bir traktör izine takılmışlar , vadiye köye doğru gidiyorlar ,halbuki yayla yolu yukarıdan devam ediyor . Kar işte böyle bir illettir , yüz kez geçtiğin yolu bile şaşırırsın .Grubu doğru yola yönlendirip , en başa geçtim , hediklerimle beraber.Kısa bir süre sonra , daha önceleri hep saptığımız kestirme patikaya vardık ve maalesef patikaya saptım işte bu bana kafadan bir saat kaybettirdi , halbuki normal havalarda kazandırıyor idi.Nene lazım patikaya girmek be Hüso ? insan değişir mi , hep eski hastalıklar nükseder , zaten her yer bembeyaz tüm çevre adeta yekpare bir patika . Gruptakilerin sıra ile hediği kullanıp önde iz açması ve arkadan gelenlerin de bu izi kullanması yürüyüşün selameti için gerekiyordu.Yarım saat sonra , hedikleri İlknur taktı , öne geçti , ben de arkalardan yön veriyorum , bu patikalar hep sollu sollu gidip tam kuzeydoğu yönünde yaylaya varır. Sol sapakları biraz fazla kaçırmışım dolayisiyle bir anarşizm yaşayınca , pusulaya bakma gereğini hissettim , evet oldukça batıya düşmüşüz .Hedikleri bu kez Selo kuşandı ve düştü öne , biz de arkasındayız ama ne yol almak breh breh. Tüm çevre şimşirlik ve kar örtüsü de şimşirlerin üzerinde. Kara bata çıka ilerliyoruz ,tam yaylanın başına geldik , bir 50 metrelik iniş var ki , ağaçların ve şimşirlerin arasından , bata çıka iniyoruz.Selo ' nun arkasındaki Özgür , Filiz ve ben tüm ağaççıkları ezerek ve derin kar kuyuları yaratarak , arkadan gelenlere yol açtık , indik aşağıya göz gözü görmüyor , bir ara açılır gibi oldu da Uğurlu tarafındaki yol izini görür gibi oldum. Tam düze indik rahat yol alacağız diye düşünürken , önden giden Özgür batmasın mı. Meğer bir metrelik karın altı hep su .

Karagöl Yaylası'nda menderesler çizerek akan iki dere vardır , bir de yüzlerce çukur. Hava yeterince soğumadığından , alt tabakalar buz tutmamış , jöle kıvamında kar-su karışımı , üzerinde de en az 1 metre kar birikmiş.Yürürken çok küçük ve kısa adımlar atmalı , badi badi , ağırlığımızı arttırmamalı ve batmadan geçmeliyiz . Lakin kime söylüyon , hemen herkes ben de dahil , yanılıp adımını büyük attığında cup dizine kadar su içindesin.Bu yetmiyormuş gibi , bir de kar makas yaparak ayağını kuşatıyor ve birinin yardımı olmadan sudan ve kardan kurtulamıyorsun.İştearkadaşlar hedik en çok burada işe yaradı , hedik sayesinde neredeyse su üzerinde bile rahatlıkla kalabilen Selo , batan herkesin imdadına koştu , yeni kar köprüleri yaparak , emin geçişler sağladı.
Sulak alandan kurtulduk , yaylanın tam ortasındaki camiye doğru ilerliyorum , şadırvanın üstü örtülü , orası pek kar tutmaz , molayı orada veririm diye düşündüm.Gerçekten de ,açık ve bir çeşmenin suyu da akıyor , yanımda bolca getirdiğim kuruluklar ile ateşi yükselttik , iki termos sıcak su katkısı ile çorbayı hızlıca kaynattık . Islak çoraplar değiştirildi , ateşin yükselen dumanı ve ısısında bir nebze olsun kurunduk , sıcak çorba da bizi tekrar kendimize getirdi. Lakin , bu patika tercihi konusunda , ben , hala , kendime yuhlar çekiyordum . Molada fazla oyalanmadık , tekrar kuru ayaklar ile yola çıktık.Şimdi yaylanın kuzeyinden nispeten yüksek yerlerinden geçmeliyiz ki , sulara fazla bulaşmayalım .
Bazen hava açacak gibi oluyorsa da , bulutlar hiçbir zaman terk etmiyor bu Kapıorman tepelerini , saati de 4 etmiştik bu arada , kaplumbağa hızı ile ilerleyebiliyorduk , normalden 3 kez daha fazla zaman harcıyorduk , neredeyse. Yaylanın başındaki asıl büyük dereyi ise yola çıkarak , köprüden geçtik ve yaylanın en doğu ucuna girmeye başladık. Burası nispeten daha alçak bir bölümdü ve akan bir su olmamasına karşın , daha önceki sorun fazlasi ile yaşandı.Hatta grubun en deneyimlisi Ali Çelik ve aramıza ilk kez katılan yeni ayak izi Nisa kızımızın botları bile ayaklarından çıktı. Bir saat önce güçbela kuruttuğumuz ayaklarımız tekrar ıslanmıştı . Sularımız da bitmişti , gerçi ben kıtır kıtır kar yiyordum ama illa su isteyenler de vardı. Birazdan da , her zamanki mola yerimize çeşmenin yanına varacaktık , vardık ki su akmıyor , artık üçoluğa kadar talim .

Koşullar beni hemen bir "b" planı yapmaya itti , bizi Kaşıkçışeyhler köyünde bekleyen Süleyman kaptanı aradım ve daha batıya yani bize yakına , Hacımahmut köyüne gelmesini söyledim. Bu koşullarda , Kaşıkçı köyüne ancak sabaha karşı inebilirdik.Akmayan çeşme başında kısa bir dinlenme molası verdik, artık her saat başı bir mola vermeliydik. Arkadaşlara yeni planımızı söyledim , eğer çok zorlanan varsa başka bir " c" planı daha yapıp aracı daha da yakın bir köye çağırabilirdim , ama bu resmen geri dönmek olurdu ve kendime de hiç yakıştırmıyordum.Her ne kadar koşullar olumsuz da olsa , en önemlisi hava lodostu , hiç gün ışığı yoktu ? zaten görmemişitik ? ama zerre dondurucu bir soğuk yoktu , yoksa bu denli ıslak ıslak mahvolurduk. Soruma bir tek yeni üyemiz ben varım dediyse de , ıslandığı için rahatsızlık duyduğunu yoksa yorulmadığını söyledi , iyi o zaman " no problem" , devam.
Selo önde devam ediyoruz , birazdan Bolu'ya doğru o pitoresk yayla oluğuna girdik , artık netameli sulu geçişlerden kurtulmuştuk ama yine de ağır ağır yol alıyorduk. Grup üçe bölünmüştü , en önde hediği ile Selo ve peşinde izi derinleştirenler , kah Necati , İlknur , Feza kah Uğur , Beyhan , Özgür ve ben , kah hafif kiloları ile Filiz ve Nisa. Hemen herkes öndekini takip edip iz açmaya çalışıyorduk dönüşümlü olarak , aslında önceki tüm zor parkurlarda hep önden gidip yolu açan Ali Çelik bugün nedense duragandı , sürekli konuşuyordu , bazen ben rica ediyordum , o zaman öne geçiyordu , bana acıyıp. , Arda bey ve Kenan ise hep arkadan takip ediyordu grubu . Oldukça deneyimli bir doğasever olan Kenan kardeş , Arda bey arkada kaldığı için ona yarenlik ediyordu. Kısa molalarda da group bir araya geliyordu.
Bu arada hedikler tekrar İlknur kızımızın eline geçmişti. Üç oluğa vardığımızda saat 19.30 olmuştu. Aynı parkura kimi zamanlarda , öğlen molasını burada verdiğimiz olurdu , varın siz hesab edin gari. Üçolukta uzun bir mola verdim , en çok da benim ihtiyacım vardı , aslında. Her molada kendimizi yere atıyorduk , ne kadar da dinlenmeye ihtiyacımız oluyormuş , çünkü kar neredeyse birbuçuk metre ve önde açılan iz aslında pek bir şeye yaramıyor ve cebelleşiyorsun yeni yeni çukurlar ile. Acıkmıştık da , üçoluğun derinden gelen ve çok soğuk olmayan suyu ile susuzluğumuzu giderdik , herkes çıkınındaki nevaleyi çıkardı , bisküviler , kuru üzüm, ceviz karışımları ilaç gibi geldi , epeyce güç toplamış olarak yola devam ettik. Bu arada köyü aradım , telefon çekmiyor , mesaj attım kaptana , Kılavuzlar yaylasını geçtik geliyoruz , 1 metre kar var , merak etmeyin , gecikecez dedim.
Sırta çıktık , şimdi Alballar yaylasındayız , bu yayla Sakarya'nın son yaylasıdır , buradan Kılavuzlara geçerken sulak bir alan vardır , aklım hep orada , çok su varsa epeyce dolanmamız gerekir , vardık ki , en rahat geçişi buradan yaptık , bereket versin . Kılavuzlar tarafına yani Bolu'ya geçtik artıkın ,bir " efkar" dağıttık , yeni yeni çıkmaya başlayan ayın şavkı altında. Lakin bulutlar izin vermiyordu ki , zavallı ay , kendini gösterebilsin.

Şimdi daha rahatım , grup emin bir şekilde yol alıyor , bir dizi yakın yaylayı geçip birazdan da inişe geçeceğiz , önümüzde son bir tepe var çıkacağımız. Ben ortalardayım , arkamda solgun fener ışığı ile Arda bey geliyor , Feza fotoğraf çekme telaşında. Birkaç kez , karşımdaki derin ve korkunç görünümlü göknar ormanına doğru " iiiuuuuuu" naraları attım.Çocukluğumda , doğu karadenizde geceleri böyle bağırıp çakalları çağırırız ve bizim peşimizden de , çakal ulumaları hiç eksik olmazdı , koro başladı mı susmazdı. Baktım bu derinliğin sakinleri burada mı , hiç kimseden cevap alamdım , yamyamlar herhalde daha kolay barınıp yiyecek ve av da bulabilecekleri daha alçak rakımlara , dere yataklarına inmişler heral.Ayılar da , uykularını bölmeye değer bulmadı. Oysa ki , molalardan sonra onlar için biz ne yiyecekler bırakıyorduk , peşimizde.

Son bir gayret ile , Mustanlar yaylasını geçtik , tam tepeye çıktık.Burada ilginç bir ikram ile karşılaştık , sıcak su , her şey gelirdi de aklıma günün birinde sıcak su içeceğim gelnezdi. Yine de bu sıcak su ve İlknur'un aromalı sıcak çayı , özellikle bana ve Emrah'a ilaç gibi geldi.Saat ona yaklaşıyordu , birkaç yıl önce bir kez buradan inmiştim ve bir buçuk saat sürmüştü , ne zaman köye varırız sorularına ben de bu yanıtı veriyordum.Karlara bata çıka iniyoruz , şimdi endişem , hem alçalıyor hem de güneye dönüyoruz , kar iyice yumuşayıp vıcıklaşabilir , neyse ki taa köye inene kadar korktuğum başıma gelmedi.
Hacımahmut köyüne inen yolun başında bir toparlanma molası verdim , Arda ve Kenan'ın hala çok gerilerde olduğunu gördüm , öndekiler de haklı olarak fazla bekleyemiyorlar , hemen ayaklar üşümeye başlıyor , parmaklarını hissetmemeye başlıyorsun , öndekileri gönderip , ortalarda kalıyorum , Beyhan ve Feza ile , öndekilerin tempolarını ne kadar düşürsem de arkadaki ikiliden bir hızlanma çabası gelmiyor . Zaman zaman klasik naramı atıp arkadan da karşılık ala ala iniyoruz. Vadi gitgide derinleşiyor , görüntüler aslında olağanüstü , özellikle Feza çıldırıyor , bu doğayı fotolayamadığı için , yol boyu iniyoruz , solumuzda derin bir vadi karşıda her biri anıtsal boyuttaki göknarın süslediği kayalık sarp yamaçlar , arkalarda , sisler altında Arabacılar deresi vadisi , ışık hiç yok ama kar aydınlığında her şeyi seçebiliyorsun. Yolun altında öyle dik yamaçlar var ki , her biri kayak pisti sanki. Birazdan , dik iniş bitti , vadi genişleyip açılır gibi oldu , öndeki grup iniş hızı ile çok öndeler. Biz ortadaki üçlü kısa bir mola verip arkayı bekledik , naralarımızı attık cevap alamadık , Arda beyin telefonun çaldırdım , yanıt yok. Yahu neredeyse 20 dakikadır bekledik bu kadar mesafe olur mu ? Öndekileri arayıp ? bereket bu arada telefonlar full çekiyor , köye yaklaştık ya ? yolun sonuna kadar inip beni beklemelerini söyledim . Sırt çantamı çıkardım , Feza , Beyhan ve ben , tekrar yokuşu çıkmaya , gerisin geri döndük , merakla arkadaki ikiliyi arıyoruz.Çünküdupduru bir havada onca bağrışmayı duymamaları imkansız.
Özellikle Beyhan çok endişeli , onu sakinleştirmeye çalışıyorum , buralarda vahşi hayvandan bir zarar gelmeyeceğini söylüyorum , çığ tehlikesi zaten yok her taraf orman.Benim düşüncem yorgunluk ve soğuk onlara sık ve uzun molalar verdirmiş olabilir , Allah korusun başka bir şeyi düşünmek dahi istemiyorum , milleti sakinleştiriyorum ama ben de üçbuçuk atıyorum , çaktırmamaya çalışıyorum.Yanıma yedek giysilerimi aldım , belki lazım olur diye .Bir yarım saat kadar yürümüştük ki , önümüzde giden Feza müjdeyi verdi , - geliyorlar.

Derin bir nefes alarak , tekrar inişe geçtik , öndekileri yakalayıp , bekletelim.Bu arada , hem köyü arayıp bir saat sonra geleceğimizi hem de İstanbul'u arayıp , gecikeceğimizi söyledim, merak etmesinler. Hızla iniyoruz , kar da iyice tavsadı , yol dereler gibi akıyor , olsun ne gam sağlam sert bir yere basıyoruz ya , şükürler olsun. Meyvelikler başladı , birazdan da ön grubu bizi bekler bulduk.Onlara siz gidin , ben beklerim dedim. Biz üçlü yine kaldık , yalnız bizim en az yarım belki de bir saat gerimizdeler, o kadar bekleyebilirimiyiz ? Gerçi ağır aksak ve dengesiz de yürüse , Arda beyi tanıyorum , ne uzun yürüyüşler yaptık onun ile. Kenan ise , zaten oldukça deneyimli , ondan yana hiç endişem yok.birtakım izler bırakırsak bizi rahatça takip edip köye varabilirler.Beyhan dahiyane bir fikir buldu , flaşör gibi yanıp sönen el lambasını tam da buraya , patikaların karıştığı yere , görünür bir dala asarsak hem girdiğimiz ana patikayı bulurlar hem de ışıkları olur, çünkü fenerlerinin pili bitmişti. Feneri astık ve biz de devam ettik , artık fındık bahçeleri , meyvalıklar ve yer yer tarlalardan iniyoruz , birazdan ışıklar ve köpek havlamaları da baş gösterdi. Köye indiğimizde saatler 01.08 'i gösteriyordu , olsun kazasız belasız tek parça halinde vardık ya.Bizi , bu köydeki tanışımız Turan karşıladı , hemen eve buyur edildik , tüm ahali ayakta merakla bizi bekliyorlar , aynı zamanda köy muhtarı olan eniştesinin evine konuk olduk , sobalar yanıyor , yemekler hazır , bu saate kadar beklemişler.Allahtan , yukarıda iken saat 8 sularında mesaj atmışım da nerede olduğumuzu öğrenmişler , yoksa jandarmaya haber vereceklermiş. Yanlış bir yöne gidip kaybolacağımız endişesi yaşamışlar , ne bilsinler benim bu dağları İstanbul'dan iyi bildiğimi , gerçi çok bilen çok yanılır ya !!!!

Yer sofraları kuruldu , yok yoktu , çorba , etli pilav , nefis yoğurt , hoşaf , acaip lezzetli bir cevizli börek , fındık , köy ekmeği ve bizim nevalemiz köfteler. Kısa zamanda dost oluverdik , ev sahiplerimizle , kaynaştık , tam bir saat sonra , tekrar köpek havlamaları ve arka ikili de vardı , sağ salim.Elbette ki , tahminimiz üzre eneri bulmuşlar ve izleri takip ederek ağır aksak da olsa köye varmışlardı.Ev sahiplerimiz bizi bırakmak istemedi , gece burada kalın sabaha gidersiniz dediler.Zor ikna ettim , işi gücü vazifesi olan arkadaşlar var dedim de , saat 03 gibi terk ettik bu dost insanları. Bizi ağırlayanlar kim diye soracak olursanız , hani Kaşıkçışeyhlere indiğimiz yürüyüşlerde en son bir tepeye çıkarız , o yaylada bir köylü bize ayran ikram eder hani ,Turan işte o , keza gece yürüyüşünde tam tepede büyük bir ateş yakıp efkar dağıtmış , uzun uzun mola vermiştik , işte o odunlarını yaktığımız köylü.

Arkadaşlar , bu köy aynı zamanda ilginç bir ürün yetiştiriyormuş , enginar. Yaz öncesi bir ctesi günü , bu parkuru gündüz gözü ile yapıp , bu köye inip enginar almak farz oldu. Yorgunluktan uyuyakalmışız hepimiz , zaten Süleyman kaptan , şimdi doğru Bakırköy'e gidiyoruz demişti , ama dedim orada da adamımız var Burak bey , yırtarız deyince vaz geçti.Kavacık'ta araçtan indiğimde saatler 6.30'u gösteriyordu . Bu saatte İncirli'den turlar başlıyordu , oysa.

Tam 13,5 saat " su içinde" evet bu deyim tam cuk oturdu şimdi , su içinde bir metre kar ile boğuştuk , aslında yürüdüğümüz mesafeyi 3 ile çarpmak gerekir , o denli enerji ve su kaybettik ki , yediğim ve içtiğim karlar yetmemiş olacak , hala su içiyorum.

Böyle bir delilik bir daha yapar mıyım ? Asla!

Hüseyin Şişman